Kayıt    Giriş
07 Şubat 2012 Salı
Ana Sayfa  
Makale Detayları
MEYDANDAKİLER YENİ ORTA SINIF'TIR

Prof. Dr. Sencer Ayata, cumhuriyet mitinglerine katılıp sağı da solu da hizaya çeken insanları 'yeni orta sınıf' sözleriyle tanımlıyor. Ve onları birçok nedenden dolayı 'geleneksel orta sınıf'tan ayırıyor Ayata'ya göre, yeni orta sınıf, işlerine karışılmasından hoşlanmayan, tarikat-ağalık gibi yapılardan ürken, uydu kentlerde oturan, ev kadını olsa bile eğitimli, dünyayı keşfeden ve bunu topluma yayan insanlardan oluşuyor.

Sencer Ayata ile söyleşi - Devrim Sevimay

Miting meydanlarında hem şarkılar söyleyip hem de "iktidar gücünü" tefe koyan... Ve birden bütün hesapları alt üst edip medyayı da solu da sağı da hizaya çeken... Bugüne kadar küçük bir azınlık sanılırken, şimdi "Kim bunlar, nereden geldiler?" dedirten sizler... Yani tam olarak siz... Ünlü sosyolog Sencer Ayata'ya göre siz, "Yeni orta sınıf"sınız ve çok önemlisiniz. Peki "yeni orta sınıf" ne mi demek? ODTÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Ayata anlatıyor:

Bu mitinglere katılanlar kim?
Mitinglerde bir milyonun üzerinde katılımcıdan söz edildiğine göre tek bir sosyal gruptan söz etmek mümkün değil.

Yeni mesleklerin yeni sınıfı
Yoğun olan sosyal grup hangisiydi?
Örgütlü işçi kesimi de vardı, başkaları da vardı, ama oradaki esas gövde sosyolojik anlamda "yeni orta sınıf" diyeceğim gruptur. Zira bu miting kalabalığına sadece "orta sınıf" demek bizi yanlış yerlere götürebilir. Orta sınıfı sosyolojik anlamda "geleneksel orta sınıf" ve "yeni orta sınıf" diye ikiye ayırmamız gerekir.

Geleneksel orta sınıfa kimleri koyuyorsunuz?
En çok çiftçiler, esnaf, sanatkâr, mahalli tüccarlar... Çok yakın zamana kadar Türkiye'de nüfusun yüzde 90'lara varan kesimi geleneksel orta sınıftandı. 1946-50'den beri merkez sağın, bugün de AKP'nin tabanı ağırlıkla bu gruptan oluşmuştur. Hâlen de çoğunluğu oluşturuyor, ama yavaş yavaş küçülmekte.

Peki yeni orta sınıf ne zaman ortaya çıktı?
Sanayileşme ve özellikle son dönemde bilgi ekonomisi dediğimiz sürecin ilerlemesiyle ortaya birçok yeni ekonomik faaliyet alanı ve sayısız yeni meslek çıktı. Mesela sanayi firmalarını yöneten beyaz yakalılar... Veya kendi hesabına çalışan doktorlar, mimarlar, dişçiler, avukatlar, bunlar da yine yeni orta sınıftır. Profesyoneller diyoruz. En ciddi geliştiği alanlardan biri de finans sektörü, bankacılık, sigortacılık... Üretim hizmetleri, sosyal hizmetler alanlarında çalışanlar. Tabii kamu yönetimi alanı da... Öğretmenler, mağazalarda çalışan şık giyimli tezgâhtarlar, otellerde, bürolarda çalışanlar, sekreterler, hemşireler...

Aynı siyasi görüşte değiller
Demek ki bu iki sınıf arasındaki en önemli fark...
Geleneksel orta sınıfları daha çok mülk sahipliği, girişimcilikle tanımlarsak, yeni orta sınıfların en ayırt edici özelliği geldikleri konuma eğitim aracılığıyla ulaşmış olmaları.

Peki yeni orta sınıfın tamamı laik kesimden mi oluşuyor?
Hayır, bu kesimde yer alanların hepsi aynı siyasi görüşü paylaşmıyor. O nedenle yeni orta sınıfta sadece laik, cumhuriyetçi bir siyasi eğilim var demek yanlış olur. Unutmayalım ki AKP de özellikle kendi dünya görüşüne yakın, girişimci yeni orta sınıf yaratma konusunda oldukça önemli adımlar attı. Ayrıca özellikle Dink'in cenazesinde gördüğümüz liberal-kozmopolit değerlere öncelikli vurgu yapan yeni orta sınıf mensupları da var.

İyi ama o zaman yeni orta sınıflarla mitinglerin ilgisi nerede?
Şimdi şöyle bir öneri yapalım. Üç farklı işyerinde mitinglere ilişkin tutumları araştıralım. Örnek olarak İzmir'in en büyük banka şubelerinden birisini alalım. Hatta yabancı sermaye ağırlıklı bir banka olsun. İkinci olarak Bursa'nın en çok ihracat yapan otomotiv tesisinin tüm yöneticilerini yani beyaz yakalılarını alalım. Ve üçüncü olarak bilişim sektörünün en önde gelen merkezlerinden birisi olan ODTÜ Teknokent'in girişimcilerini alalım. Bu üç işyerinde mitingleri onaylama oranı üçte iki, hatta dörtte üçün altında olmayacaktır sanıyorum. Şunu da ekleyeyim. Büyük mağazalarda çalışan kadın servis personeli arasında da benzer oranları yakalayabilirsiniz. Hemşireler arasında da. Yalnızca miting için olumsuz değerlendirme yapanlar da, mitingi en çok alkışlayanlar da bu olgu üzerinde titizlikle durmalıdır.

'Çoğu çocuk sahibi'
O halde biz bu mitingci çoğunluğu soralım: Karakteristik hayat biçimi nasıl; yani ne yer ne içer, neyi sever neyi sevmezler?
1- Çoğu genellikle bir-iki çocuk sahibidir. Çekirdek aileler ezici çoğunluktadır. Bireyin özerkliği temel bir değerdir. Hısım akraba, konu komşu, topluluk cemaat vs... Bunların birey ve aile üzerinde etkili olmasından, işlerine karışmalarından hiç hoşlanmıyorlar. Medyada gördükleri tarikat, hamilik, ağalık ilişkileri bu kesimde büyük bir ürküntü yaratıyor. Doğru veya yanlış, ama muhafazakâr İslamcılığı bu ilişkilerle özdeşleştiriyorlar. Toplumun İslamcılar tarafından böyle biçimlendirilmesinden korkuyorlar. Bu ailelerde her şey çocuk içindir ve her şeyin merkezinde çocuk vardır. Özellikle kız çocuklarının da topluma her yönüyle erkekler gibi katılmasına önem veriyorlar.
2- Son yıllarda apartmanlar, sıra evler ve müstakil evler kentlerin çevresinde uydu kent dediğimiz alanlarda mantar gibi yayıldı. Yeni orta sınıfı mekânsal olarak en iyi biçimde bu muazzam yayılma sürecinde görebiliriz.

Alışveriş merkezleri kalabalığı
4- Bu ailelerin önemli özelliklerden birisi kadınların da eğitimli olması ve hiç değilse emekliliğe kadar çalışmasıdır. Önemli bir bölümü ev kadını bile olsa eğitimlidir.
5- Ekonomideki yeni etkinlik alanları ortaya çıktıkça gençlerin sayısı da hızla arttı. Mitinglerde gördüğümüz genç ve hele genç kadın sayısındaki artış bu değişimlerle yakından ilgili. Yoğun üniversite öğrencisi katılımı da yakın gelecekte bu kesime katılacakların tutumu hakkında fikir veriyor.
6- Yeni orta sınıf yaşamı tüketim merkezlidir. Alışveriş merkezlerinin mantar gibi çoğalmasıyla yeni orta sınıfın büyümesi arasında çok yakın bir ilişki var. Aslında miting kalabalığı ile alışveriş merkezleri kalabalığı büyük ölçüde örtüşüyor. Yeni orta sınıflar yeni yaşam biçimlerini televizyonlardan, kitap ve magazinlerden, birbirlerinden ve yurtdışı seyahatlerinden öğrenip, bunları da hızla topluma yayıyorlar. Ev, araba, giyim kuşam, yeme içme, seyahat... Bu alanlardaki tüketim alışkanlıkları ve yaşam biçimleri birey için bir serbestiyi öngörüyor.
İstediğini giyme, istediği gibi gezip dolaşma, istediği ile beraber olma. Bu kesimlere göre büyük kentlerin orta sınıf mekânları dışında söz konusu hareket serbestisinin giderek kısıtlandırıldığı endişesi son derece yaygın. Yine bu eğilim doğru veya yanlış olarak İslamcılığa atfediliyor.

'Güçlerini gördüler'

Sencer Ayata, "Dikkat ederseniz mitinglerde çok kullanılan sloganlardan biri de "Baksana, kaç kişiyiz saysana' idi. Aslında yeni orta sınıf aynada kendisini ilk defa görüyor, kendisinden etkileniyor ve 'Bak kaç kişiyiz' diyor. Ebatlarını, etkinliğini, gücünü görüyor. Biraz kendisine hayran olup mitingleri sık sık tekrarlıyor. O kalabalığın ve çapın verdiği bir güven kazanma söz konusu oldu bu süreçte" diyor. n Fotoğraflar: MUSTAFA İSTEMİ

'Siyasi tekel'den korktular

Anlaşıldı ki yeni orta sınıf baskıdan hiç hoşlanmıyor ve bazı tehdit algılamaları var. Ancak peki niye bu mitingler dört buçuk yıldır değil de şimdi?
Belki de cumhurbaşkanlığı seçimi sürecindeki aşırı güç temerküzü korkusu bardağı taşırdı.
Şöyle ki, bizim siyasi yapımız hayli merkeziyetçi. "Ben çoğunluğum, o halde önümde engel olmamalı istediğimi yapabilmeliyim" diyen çoğunlukçu anlayıştaki bir siyaset üslubuyla bu merkeziyetçi yapı bir araya gelirse siyasi güç tekelleşir.
Ciddi siyasi kutuplaşmalar olmasa bu tekelleşme daha az endişe yaratır. Ama biliyoruz ki Türkiye'de mevcut durum bunun tam tersi. Siyasi taraflar karşısındakine hepsini birden vermekten korkuyor. Seçim sürecinde AKP içinden bir uzlaşma adayında ısrar edilmesi bununla doğrudan ilgili idi.

Yani yeni orta sınıf şunu mu dedi AKP'ye: "Dört buçuk yıldır her şeye sen karar verdin, ama o kadar da değil, Köşk konusunda bizimle uzlaşmalıydın!"
Evet, çünkü hükümet zaten ekonomiyi, dış ilişkileri, toplumu yönetiyor. Ama bir de hükümetin doğrudan denetimi dışında, Anayasal özerkliği olan alanlar var. Mesela üniversiteler, mahkemeler.
Şimdi bu alanları da istediği gibi düzenleyen bir güç yapısı kurma çabaları yeni orta sınıfı ciddi olarak rahatsız etti. Bir siyasi tekel korkusu belirdi. Eylem sınırı olmayan muazzam bir güç temerküzü.

Mitingciler ve asker ilişkisi

'Bunu asker de merkez sol da başaramazdı'
"Yeni orta sınıfın laiklik rejimin korunması konusunda gösterdiği duyarlılık ile askerlerin duyarlılığı birbirine paralel. Askerler mitinge sivil olarak katılmış, bazı kuruluşları desteklemiş ve mitinglerin güvenliğini sağlamaya katkıda bulunmuş olabilir. Fakat bu düzeydeki bir katılımı değil askerler, merkez sol partiler de sağlayamazdı. Bazı konulardaki örtüşmeler ne olursa olsun özerk ve kendi dinamikleri ile açıklanabilecek bir toplumsal hareket ile karşı karşıyayız. Şu iki saptama bence önemli:
1- Ben mitinge katılanların çoğunluğunun elektronik bildiriden memnun olmadığı kanısındayım.
2- Hangi nedenle olursa olsun askerler sivil görüntülü bir hareketin bu ölçüde gerisinde kalmaktan rahatsız olmadılarsa hatta hareketi özellikle öyle gösterme çabası gösterdilerse bu başlı başına önemli bir olgudur."

Mitingciler ve kürsü ilişkisi

'Tekdüze değil, renkliydi piknik gibiydi'
"Mitingler kasvetli değil, eğlenceliydi. Tek düze değil, renkliydi. Çoğu kimse piknik gezintisi görüntüsü veriyordu. Bazen birer ikişer kişilik, bazen daha büyük gruplara rastlanıyordu.
Müzik yapan gençler, şarkı söyleyen kadınlar vardı. Tabii ki mitingi tertipleyenler ve orada yapılan konuşmaları izleyen kalabalık bir kesim de vardı. Ama örneğin kürsüdeki konuşmacı 'Avrupa Birliği projesi alanlara' eleştiri yağdırırken o mitingde yürüyenler arasında birden çok AB projesi alma başarısı gösteren akademisyenler de bulunuyordu. Üstelik o söylenen paralar da zaten Türkiye'den AB'ye giden fon parasıydı, ama acaba konuşmacı bunu biliyor mu?"

Mitingciler ve bayrak ilişkisi

'Bayrak cumhuriyeti temsil ediyor'
"Mitingcilere 'Bayrak neyi temsil ediyor?' diye soracak olsak sanıyorum en çok alacağımız yanıt 'Cumhuriyet' olacaktır. Yalnız bu bayrak refleksini etnik milliyetçilikten ve özellikle din merkezli milliyetçilikten ayrı düşünmek gerekir. Bu ayırımları titizlikle yapmazsak kendimizi hem kendimize hem de dış dünyaya karşı çok yanlış anlatmış oluruz."

Mitingciler ve demokrasi ilişkisi

Türkiye'nin en demokrat kesimi onlar'
"Aile içinde eşitlik, bireyin özgürlüğü, bireyin hakları, insan hakları, toplumsal çeşitliliğe saygı, hukuk devletine verilen önem, sivil iradenin üstünlüğü, serbest seçimler, toplumu çoğunluğun yönetmesi, iktidarın demokratik kurumlarca sınırlandırılması gibi demokratik değerler açısından ele alındığında mitinge katılan kesimin Türkiye'nin en demokratik toplum kesimi olduğu kanısındayım, bunu açıkça söyleyebilirim."

Bir türlü karar verilemedi; mitingciler AB karşıtı mıydı, değil miydi?
AB karşıtları da bulunmakla birlikte kanımca mitinglerdeki ağırlıklı eğilim "AB kuşkuculuğu" idi. AB kuşkuculuğu ile AB karşıtlığı ayrı şeylerdir. Avrupa'da da AB taraftarlığı kadar, hatta yer yer ondan daha yaygın olan AB kuşkuculuğudur. Bu ülkelerde çok yaygın bir söylem Brüksel eleştirisidir. "Bir avuç bürokratın esiri mi olacağız?" denir.
Biz ise AB'den gelen mesajların biraz ince elenip sık dokunmasına pek sabır göstermiyoruz. Kuşkuculuktan hemen "milliyetçilik hortlaması" çıkarmak abartılı oluyor.

Yalnız bunun adı sadece bir "AB kuşkuculuğu" olsa bile ortada bir gariplik var: Cumhuriyet mitingine gidenlerin çoğu yaşam tarzları bakımından bir Avrupalı gibi görünüyor, ama AB'ye karşı kuşkulu. Oysa, örneğin, Erzurum mitingine gidenler, Batı'nın kültürel değerlerini benimsemiyor, fakat AB fikrine daha sıcak. Şimdi burada acaba kürsülerde mi bir sorun var, yoksa kitlelerde mi?
Evet, bir uygarlık biçimi olarak kendisine Batı tarzını seçmiş kesimler, AB ile ilişkilere daha kuşkucu yaklaşırken, Avrupa yaşam tarzına kültürel bir korunmacılık içgüdüsüyle yaklaşan muhafazakâr kesim, ekonomik ve diplomatik alanda AB'yle daha yakın ilişki kurmak istiyor. Bu gerçekten ilginç bir durum. Ama, öncelikle şunu da belirtmemiz gerekir ki, AB taraftarlığı daha ziyade AKP siyasi ve ekonomik elitleri arasında yaygın. Araştırmalar, en düşük taraftarlığın AKP ve MHP tabanında olduğunu gösteriyor.

Bu da hangi kürsü-kitle ilişkisinde sorun olduğunu gösteriyor, ama o zaman AB neden "dansa kaldırmaya" mitingcileri seçmiyor da tam tersine önünde reveranslar yapmak için AKP'yi uygun görüyor? Çünkü, sizin de söylediğiniz gibi aslında "dans etmeyi" sevmeyen AKP tabanı?..
İşte bu çok önemli. Aynen böyle. Çünkü, şu anda Batı dünyası radikal bir İslami hareketin demokratik muhafazakâr bir siyasi partiye dönüşme sürecini izliyor. Böyle olmasını da istiyor. Özellikle 11 Eylül'den sonra bunu sadece Türkiye için değil, bütün dünya için önemli bir deneyim olarak görüyor.

Ve buna da ılımlı İslam deniyor?
Evet, bu ılımlı İslam modeli. "Türkiye'de toplumsal taban bu, ortaya çıkacak güç yapısı bu ve bizim bu güç yapısıyla ilişki kurmamız, iş yapmamız lazım" yaklaşımı da var. Yani, kazanana yakın durma. Bir üçüncü olarak, "İç politikadaki kutuplaşmalardan dolayı AKP ile daha kolay anlaşabiliriz" hesabı da var.
Çünkü, hiç değilse mitinglere kadar laik kesimin sayıca küçük, siyasi olarak etkisiz ve varlığını asker güdümünde sürdürdüğü görüşü hâkimdi. Bu nedenlerle AKP yönetimiyle oldukça iyi ilişkiler kuruldu. "Ne yapalım, laik Türkiye modeli mademki olmuyor, o halde ılımlı İslama bakalım" deniyordu.

Acaba, laik kesimin AB ve AKP'ye olan kuşkuculuğunu da bu ılımlı İslam üzerinden kurulan ilişki mi artırıyor?
Aynen, şimdi bu mitinge katılanların bir bölümü bu durumu anlamıyor: "Bizim değerlerimiz, alışkanlıklarımız, yaşam biçimimiz onlara daha yakın. Peki, ne oluyor da kültür yönünden daha uzak olduğunu bildikleri, sosyal anlamda beraber olamadıkları kimselere siyaseten daha yakın duruyorlar? Bu sadece demokrasi meselesi mi? Askerin sivil denetim altına alınması meselesi mi yalnızca? Bunu yaptıklarına göre başka çıkarları mı var?"
Bu sorular soruluyor. Ulusal refleksin iyi kavranmasında bu değerlendirme önemli olabilir sanıyorum.

'İran olmaz' söylemi
Laiklerin kaygıları, Batı'da yeteri kadar inandırıcı bulunmadı. Avrupalı aydınlar, International Herald Tribune'deki açık mektuplarında diyor ki, "Laikliğin tehdit altında olduğu abartılmıştır". Bizim İslamcı yazar ve liberal aydınlarımız da aynı fikirde. Ama mitingciler de, "Hayır, ben tehdit altındayım" diyor. Hangisini ciddiye alacağız, sizce hangisi doğru?
Tabii sorunlar ve beklentiler farklı. Dış ilişkilerde, ekonomide, temsili bir demokrasinin yürütülmesinde temel aksaklıklar yaratmayan bir İslamın tedrici olarak muhafazakârlaştırdığı bir Türkiye ile birlikte yaşama, Batılı şirketler veya hükümetler için çok büyük bir sorun teşkil etmeyebilir. Onlar soruna bu sınırlılık içinde yaklaşabilirler. Ama burada yaşayanlar için muhafazakâr bir siyasi güç tekeli altında yaşamak ciddi sorunlar yaratabilir.
Oysa soru, yanlış bir biçimde, "Türkiye İran olur mu, olmaz mı?" şeklinde formüle ediliyor. "Türkiye İran olmaz" demek kuşku ve endişeleri gidermiyor. Bunların arasında önemli sorunlar yaratacak birçok süreçten söz edilebilir. Hatta aynı ülke içinde Nişantaşı-Bodrum hattında tehdit algılamayabilirsiniz ama Sultanbeyli'de veya Trabzonun çevre semtlerinde durum bir hayli farklı olabilir.

AKP hata yapıyor

Sizce AKP, meydanlardaki bu yeni orta sınıfı doğru okuyabildi mi?
AKP, bu kesime yüz yıldır değişmeyen eskimiş bir gözlükle bakma eğiliminde. Bunları dayatmacı, halka yabancı, işe yaramaz bir seçkinci zümre olarak görüyor. Ancak, bu yaklaşım yakında ciddi sorunlar yaratır, çünkü gerçekçi değil. Kendisine karşı çıkan laik-cumhuriyetçi kesim sanıldığı gibi sayıca küçük, toplum dışı ve asalak değil.
Ekonomik gelişme hızlandıkça tersine, esas bu kesim sayıca büyüyor. AKP, ekonomiyi büyüttükçe, bu kesimi de büyütmüş oluyor. Yeni değerlerin ve yaşam biçimlerinin taşıyıcıları oldukları için etkinlikleri fazla. Hatta, yaşam tarzı olarak AKP elitleri giderek daha fazla bu kesimleri örnek alıyor.
Bu kesim katma değeri en yüksek sektörlerde bulunuyor. Türkiye'nin vasıflı işgücünün önemli bir bölümünü oluşturan bu yeni orta sınıflar, adına "çağdaş yaşam biçimi" dediği bir yaşam biçimini sürdürmekte ısrarlı. Bu kesimle sürekli çatışma halinde olan bir iktidar, ekonomik gelişme için de elzem olan siyasi iktidarı sağlamakta ciddi olarak zorlanabilir.

'Yeni' sınıfın 3 eksiği

"Ben, yeni orta sınıfın siyasete tam bir yenilik getirmesi konusunda çok aceleci olmamak gerektiğini düşünüyorum. Çünkü kanımca birkaç temel kısıtlılık söz konusu:
1- Örgütlenme bakımından zayıf.
2- Yeni orta sınıflar, biraz ben merkezli, aile merkezli. Daha paylaşımcı olmaları ve kendi dışındaki toplum kesimlerini, özellikle zor durumda olanlarla daha yakın ilişki kurma yollarını geliştirmeleri gerekir.
3- Tüketim ve yeni yaşam biçimleri geliştirmede başarılılar, ama dünyayı daha iyi öğrenme, daha yenilikçi ve daha yaratıcı olabilme konusunda daha çok çaba göstermeleri lazım.
Yani, yeni orta sınıf, sadece sayısal çoğalma değil, niteliksel değişiklikler de yapabilirse Türkiye'de siyasetin yapısı ve Türkiye'nin siyasi kültürü o zaman önemli ölçüde değişir. Hatta bölgedeki ve dünyadaki rolü ve konumu da..."

Yeni orta sınıf dengeleri sarstı

"Yeni orta sınıfın siyaset sahnesinde görünmesi, iş dünyasının kurduğu bazı dengeleri de sarstı. Eğer mitinglere katılan vasıflı işgücü sistemden rahatsız olursa siyasi istikrarı sağlamak zorlaşır. Hatta, ekonomide ciddi üretkenlik ve verimlilik sorunları yaşanabilir. Oysaki, iş dünyası ekonomiyi büyüttüğü ve AB reformları konusunda gerekli adımları attığı ölçüde hükümetle iyi geçindi. Ama, siyasi ve kültürel bakımdan paylaşımlar oldukça azdı. Şimdi, mitingler bu dengeleri hangi yönde etkiler; onu beklemek gerekir. Ama medya üzerindeki etki daha çarpıcı oldu. Medya dünyası, varlıklılar ile varoşlular denilen kesim dışında büyük bir kitlenin var olduğunu, bu olaylar sonucu keşfetti. Bu geç fark etmede, siyasi olaylara yalnızca asker sivil ilişkisi cephesinden bakmanın da etkisi vardı."

 


Ekleyen: admin
Eklenme Tarihi: 18.03.2009
Okunma Sayısı: 1275


Yorumlar
Yorum bırakabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Geri
  
Ana Sayfa  |  Üyelere Özel  |  Haberler  |  Makaleler  |  Medyadan  |  S.S.S.  |  İletişim
Copyright 2007 by toplumcu.net   |  Gizlilik  |  Kullanım Şartları