Ama Ankara’nın su sorununun esası plansızlık, mevcut planları uygulamamak, keyfilik ve beceriksizlik olarak özetlenebilir.
Yıllardır uygulanan ve 2050 yılına kadar Ankara’ya su sağlayacak bir plana uyulmamıştır. Çeşitli gerekçeler öne sürülerek DSİ’nin bulduğu kredi anlaşması imzalanmamıştır. Gerede’den Işıklı Barajı ile su getirilmesine yönelik proje uygulanmamıştır. Yıllarca hiçbir yatırım yapılmamıştır. Halkı galeyana getirecek şekilde gereksiz su kesintileri yapılmıştır. Yıllar sonra yapılması gereken bir yatırım, acele hazırlanan bir proje ile öne alınmış Kızılırmak’tan su getirilmeye çalışılmaktadır. “Ekimde bitecek”, “Kasımda bir borusu bitecek”, “Aralık..” derken Mart ayı olmuş proje daha hala sonlanmamıştır.
Bu plansızlık ve beceriksizlikleri örtmek için “Su zararlı mı?”, “Açılış konserine İbrahim Tatlıses gelecek mi?” tartışmaları ile esas sorun unutturulmaya çalışılmaktadır.
Suyun kalitesine geri dönersek, o konudaki görüşlere katılıyor musunuz?
Daha önce de söylediğim gibi bu suyun düşük kalitede olduğu kesin ve herkes tarafından kabul ediliyor. Ama böyle söyleyince sanki “suyun içinde zehir ver, içerseniz ölürsünüz” denilmiş gibi hemen karşı saldırı başlıyor. Sağlık Bakanı bu konuda konuşup halkı tahrik edenlere dava açılmasını istemiş (29 Şubat 2008). DSİ yönetimi TMMOB’nin su konusunda düzenleyeceği bilimsel kongreye dinleyici olarak bile katılmayı uygun görmediğini çalışanlara bildirmiş.
Bu su insanı öldürecek bir zehir içermiyor, ama Ankaralının layık olmadığı şekilde kalitesiz bir su. Ankaralı, yöneticilerin umursamazlığı ve beceriksizliği nedeniyle bu suyu içmek istemiyor. Işıklı barajından gelecek kaliteli su dururken Kızılırmak suyunu hak etmiyor.
Su çok sert, tadı kötü ve aşındırıcı maddeler içeriyor. Sülfat oranı, sodyum oranı ve klorür miktarı çok yüksek. Şu anda kullandığımız Çamlıdere suyunun litresinde 11 miligram sülfat var. Kızılırmak’tan gelecek suda 330 mg, Dünya Sağlık Örgütünün limiti ise 250 mg.
(Klorür miktarı 250 mg/l, sodyum miktarı 200 mg/l; bu mikarlar en üst sınır değerdedir. Şu anda kullandığımız Çamlıdere suyunda bu değerler 11 mg/l. Yani Kızılırmak suyu Çamlıdere suyundan 20 kat fazla sodyum ve klorür tuzları taşıyor)
Ama Belediye Başkanı Avrupalıların içtiği suda daha fazla sülfat olduğunu söylüyor.
Bu ifadenin yorumlanması yanlış. Belediyenin yayın organında Başkanın Avrupa’da gittiği otellerde topladığı sulardan örnek veriliyor.
Bir kere; bunun için yurtdışına gitmeye gerek yok. www.finewaters.com sitesinde çeşitli ülkelerden yüzlerce şişe suyunun tahlil sonuçları var. Burada Başkanın örnek verdiği marka suların sülfat miktarları veriliyor; üç aşağı beş yukarı ayni değerler. Ama daha meşhur başka markalarda da daha az sülfat var, onlardan bahsedilmemiş.
Bunun da ötesinde bunlar şişelerde satılan maden suları. Hani bizdeki Kızılay Maden Suyu gibi, Beypazarı Maden Suyu gibi sular. Bu ülkelerde çeşmelerden bu sular akmıyor ki.
www.eaudeparis.fr sitesinde Paris şehrinin çeşmelerinden akan suyun tahlili var; Sülfat oranın kabul edilen limiti 250 mg/l, Paris suyunda ise 10-50 mg/l. (Bizim şu anda kullandığımız Çamlıdere suyunda 11 mg/l)
www.thameswater.co.uk sitesinde Londra’nın suyundaki sülfat oranı ise 67.4 mg/l olarak veriliyor.
Ülkemizde Beypazarı Maden Suyu’nda sülfat oranı 112 mg/l. Kızılırmak suyu o maden suyunun en az 3 katı sülfat içeriyor. Şimdi düşünün; o suyu içeceğiz, onunla çay yapacağız, onunla yemek yapacağız, onunla yıkanacağız.
Londra belediye başkanı ülkemizden bir şişe maden suyunu götürse ve insanlara gösterip “bakın Türkiyede insanlar sulfat miktarı 112 mg/l olan bu suyu içiyorlar” dese herhalde birileri çıkar ve “başkanım o gösterdiğin şişe onların maden suyu, o suyu devamlı içmiyorlar, fazla yemek yiyince hazmettirsin diye içiyorlar. Çeşmelerinden o su akmıyor” der herhalde.
Beypazarı suyunun internet sitesinde “sağlıklı yaşam için günde en az yarım litre maden suyu içmeliyiz” diyor. “Sülfatlı suların kabızlığa iyi geldiğini, sindirime yardım ettiğini” yazıyor. Biz tüm işlerimizi o su ile yapacağımız, günde litrelerce su tüketeceğimiz için ve Kızılırmak suyunda 3 kat daha fazla sülfat olduğundan, kötü tadı yanında, en azından, sindirim ve kabızlık sorunu çekmeyeceğiz herhalde.
Özetle; Kızılırmak suyu kalitesiz bir sudur ve Ankaralı bu suya da bu yönetime layık değildir.
Levent TOSUN
makina y.mühendisi
Ankara Sular İdaresi (12 Eylül 1980 öncesi) Genel Müdürü
Devlet Su İşlerinin bu konuda raporu var (Aralık 2005); içme suyu olarak kullanılamaz diyor. Sağlık Bakanının basında çıkan demeci var(13 Aralık 2007); arıtılmadan kullanılamaz diyor. Bizzat Ankara Belediye Başkanı bunu kabul ediyor. Kabul ediyor ve “Çamlıdere suyu ile karıştıracağız” diyor, “Avrupada da böyle su kullananlar var” diye savunmaya çalışıyor (13 Şubat 2008). Demek ki suda bir sorun var; tartışmayı “ne kadar sorun var?” eksenine çekmeye çalışıyorlar.
(Milliyet Gazetesi için bir söyleşi - Mart 2008)
Ankara’nın su sorunun nedenleri nelerdir? Çözüm olarak Belediye Kızılırmak’tan su getirmeye çalışıyor. Bu suyun kalitesi hakkında pek çok şey söyleniyor. Sizin görüşleriniz nelerdir?
Önce şu saptamayı yapalım;